04 Haziran 2009 Perşembe

Durum IV

...herkesten ve herşeyden kaçıp inzivaya çekildiği evde mıntıka temizliği yaptıktan sonra düşündü: "Çocukları uyandırsam mı acaba?" Sonra çay demlemeye ve kahvaltı hazırlamaya karar verdi. Ahaliyi kahvaltıyı hazırladıktan sonra uyandırsa daha iyi olurdu. Baktı, evet, bugün hava güzel, sabah serin ve güneşliydi. Bekledi, demlediği çaydan bir fincan doldurdu, okuması önerilen Uygun kitaplardan biri ve fincanıyla bahçeye indi. Çayından bir yudum aldı, duvarın üstünden merakla kendisini inceleyen kediye baktı, kitabın kıvırdığı sayfasından kaldığı yeri buldu, okumaya başladı...

29 Aralık 2008 Pazartesi

Gezi: İstanbul-Gölcük-İstanbul




İzmit Gölcük'le karıştırmayın, Bolu'da Gölcük derler bir mekan var. Güzel bir göl, çevresinde 1 km civarında yürüme parkuru olan, kar yağdığında Abant'tan aşağı kalmayan, canavar bir yer.

Sarman, Zonguldak'ta Pusula'yı kurunca (bkz:http://zonguldakpusula.blogspot.com/) ilk etkinlik olarak Gölcük'e bir gezi programlamış. Bir minibüs Zonguldak'tan kalkacak,yollara düşecek, Gölcük'ü gezecek, kar da yağmışsa mangalda sucuk yapıp yiyecekler. Bu planı duyunca durur muyum? Uygun'a haber ettim, Ayten'i de aldık, dün sabah saatinde İstanbul'dan yola çıktık.

10 gibi Bolu'ya vardık. Düzce'den itibaren kar vardı, Bolu karlar altında.. Kafileyle buluştuktan sonra 20 dakikalık bir yolculuğun ardından Gölcük'e vardık:




Gördüğünüz gibi kar yağmış, göl donmuş, çamların üzeri kar, heryer bembeyaz, manzara kartpostal tadında...

Dün akşama kadar karda gezinip fotoğraf çekerek, Gölge'yle oynayarak, yorulup mangalda sucuk pişirdikten sonra naylonlarla karda kayarak, en sonunda da şömine etrafında ısınıp yorgunluk çayı içerek harika bir gün geçirdik.

21 Aralık 2008 Pazar

Resim Sergisi



2005 yılından beri devam ettiğim Cengiz Özdemir Resim Atölyesi'nin bir kısım mensupları olarak geçtiğimiz cuma bir resim sergisi açtık.

İş yoğunluğundan açılış kokteyline gidemediğim karma resim sergimiz, Rengahenk Sanatevi'nde 31 Aralık 2008 tarihine kadar görülebilir.

16 Aralık 2008 Salı

35 Yaş Özel Sayısı



Görüntülerimiz karşılaşmanın ikinci yarısından sayın seyirciler...


01 Kasım 2008 Cumartesi

Caravan Rock Bar


Bilenler bilir, bundan 10-15 yıl önce, daha Taksim böylesine popüler bir yer değilken biz saçı belinde-küpeli Rock'çı ve Metalci tayfa, yazları Ortaköy'de cami arkasında geçirir, kış geldiği zaman da Taksim'e göçer, birkaç yere takılırdık geceleri: Eski Kemancı, Haydar, Has-Seaktear (böyle mi yazılıyordu? :)) ) ve Caravan. Bu yerler sırayla dolaşılır, her birinde tanıdıklar görülür, konuşulur, kafa sallanır, trip yapılır, bira içilirdi. Bu yerlerin ortak özelliği, ucuz bira, kulağı sağır edecek kadar yüksek volümlü heavy metal müzik ve tepeden tırnağa siyah giyinmiş postallı aykırı tüm tiplerin barınağı olmalarıydı. Özellikle hafta sonları canlı müzik olduğu, tipimizi beğenmeyip dam(!) soran Yeni Kemancı'dan ya da Hayal Kahvesi'nden farklı olarak burada dam falan da sorulmadığı için en son Caravan'a gidilirdi.

Zamanla biz biraz büyüdük, sonra Taksim başka birşeye dönüşmeye başladı, aykırı gençlik internet ve cep telefonu eksenli bir güruh oluverdi ve bu yerler teker teker kapandı. Bir baktık ki Eski Kemancı gitmiş, Has-Seaktear döviz bürosuna dönüşmüş...

Geriye bize ait, hala sıkı müzik dinlenen ve uzun süredir kesintisiz açık olan bir tek yer kalmıştı: Caravan. Balık Pazarı'na girdikten sonra soldaki sokaktaydı, hala arada sırada buraya takılıp 10-15 yıl önceki tanıdıkları, kimilerinin saçları dökülmüş ve epeycesinin de bizler gibi 20'şer kilo almış halde görebildiğimiz, hala sıkı çalan, ucuz bira içip sert müzik dinlediğimiz, tuvaleti rock bar gibi kokan ve ama aslında gidip "vay bee, ne günlerdi" diyerek nostalji yapabildiğimiz tek yerdi.

Dün gece, Kağan ve Şenay ve Alişan'la yine gittik, Electric Circus (Port Royal?) dinleyelim, kafa sallayalım istedik. Bir de gördük ki, Caravan kapanmış-gitmiş, yerinde yeller esmekte... Electric Circus da artık Dorock'da çalıyormuş. Üzüldük ve süzüldük. Şaşkın halde, suskun-puskun yolumuzu çevirdik, yere baka baka Balık Pazarı'ndan otobüs kalabalığındaki İstiklal'e çıktık...

28 Ekim 2008 Salı

Durum III

...koridoru geçti. Yatak odasına geldi. Baktı, altı yıldır büyük aşkla sevdiği, kıskandığı, ama öte yandan hiç de yüz vermediği adam sandalyesinde oturmuş, renkli camda yine birşeyler seyrediyor. Sonra yatağın üzerine baktı; o kedi müsvettesi, o kendini kedi sanan gri iri ucube, biricik aşkının dibinde, gözünün içine baka baka miyavlıyor. Bir an düşündü, "gidip şu kediye bi dalsam da haddini bildirsem mi acaba?..." ı ıh! değmezdi, vazgeçti. Döndü, kendisinden kesinlikle beklenen bir çeviklikle önce ütü masasının üzerine, oradan da gardrobun tepesine fırlayıverdi. Köşede, herkesi ve heryeri görebileceği yerde oturdu, gövdesinin çevresine sardığı kuyruğunu yaladı, gevşedi, gözleri kapanırken son bir adama baktı, ama adam hiç oralı olmadı...

20 Mayıs 2008 Salı

Durum II

...gözünü yarım açtı, güneş gözüne doldu. Farketti ki, uyuyakalmış, elindeki "İmparatorluk" yere düşmüş. Yarım saat önce masada kahvaltıyı birlikte bitirdiği arkadaşlarına bakındı ama bulamadı. Belki odaya çıkmıştı birisi, ya da fotoğraf çekiyordu diğeri. Sonra mandalina ağacının yapraklarının altından gökyüzüne bir daha baktı, yere düşürdüğü "İmparatorluk"u aldı, baktı, gözleri tekrar kapanmaya başladı. "eeeh"" dedi ve tekrar uyuyakaldı...